Orta Çağ TarihiTürk Tarihi

Türkiye Selçuklu Devleti’nde Kadınların Mal Varlıkları Ve Faaliyetleri

Türkiye Selçuklu Devleti’nde hanedan mensubu ya da zengin ailelere mensup olan kadınların ekonomik özgürlüğe sahip olması ve miras yolu ile mal varlığı olması dikkat çekici bir unsurdur. Bu kadınların net olarak belli bir gelire sahip olup olmadığı resmi olarak belirtilmemiştir. Ancak hanedana mensup kadınların ve bir şehrin yönetiminde rol alan kadınların belli bir hazineye sahip olduğu kuvvetle muhtemeldir.

a-Hanedan Mensubu Kadınların Mal Varlıkları Ve Faaliyetleri

  Hanedan mensubu kadınlar arasında ilk ele alınacak kişi Sultan I. Kılıç Arslan’ın (1092-1107) eşi, melik Tuğrul Arslan’ın annesi Ayşe Hatundur. Ayşe Hatun eşi Kılıç Arslan’ın Musul’da ölümü üzerine Malatya’ya gitmiş ve orada oğlu Tuğrul Arslan ile şehrin yönetimine sahip olmuştur. Bir şehrin yönetiminin içinde bulunması ve hanedana mensup olması onun ekonomik bakımdan güçlü bir kadın olduğunu gösterebilir. Ancak burada, bu konuda somut tek bilgimiz Danişmendli Emir Gazi ve damadı Sultan Mesud’un Malatya’yı kuşatması sırasında ekonomik gücünün zayıflığıdır.

  Ayşe Hatun’un eşi Belek Gazi’nin ölümü, Danişmendli Emir Gazi’nin gözünü Malatya’ya dikmesine ve şehri kuşatmasını beraberinde getirmiştir. Bu kuşatma altı ay sürmüş, şehir kıtlık içinde kalmıştır. Urfalı Mateos bu kuşatma hakkında “O şehri muhasara edip yaptığı şiddetli akınlarla halkı büyük ıstırap içinde bıraktı.”[1] derken, Ebu’l-Ferec “…oğlu Muhammed’i Büyük Saman köyünde büyük bir ordu ile bırakarak her gün şehrin kapılarına hücum etmeyi bir kimsenin şehre girip çıkmasına müsaade etmemelerini emretti.”[2] sözleriyle kuşatmadan bahsetmiştir. Şehirde kıtlık başlamış, halk çok zor durumda kalmışken Ayşe Hatun şehirdeki hür insanlara işkence ederek zorla onların altınlarını almak ve şehirden kaçmak istemiştir.[3] Böylece Ayşe Hatun’un uzun seneler süren Malatya hakimiyeti acı bir şekilde son bulmuştur.

  Hanedana mensup mal varlığı olan bir diğer kadın ise Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1192-1196 \ 1205-1211) kız kardeşidir. Sultan Gıyaseddin, kardeşi Süleyman Şah’ın tahta geçmesiyle bir süre gurbet hayatı yaşamıştır. Gurbet hayatının başlarında uzun yolculuk yapan sultanın duraklarından biri kız kardeşi ile evli olan Diyarbakır hakimi Melik Salih’in yanı olmuştur. Burada hoş karşılanan sultanın kız kardeşi ile konuşması melikenin ekonomik yönden güçlü olduğunu göstermektedir. Melike. Sultan Gıyaseddin’in yanında kalmasını istemiş ve şu sözleri söylemiştir:

   “Benim konuşandan konuşmayandan, susandan susmayandan, eskiden yeniden, yakından uzaktan, hizmetçiden adamdan neyim varsa sizin emrinize vereyim. Bu şehirde ikamet edin de insanların durumunu değiştiren, işleri halden hale çeviren Tanrı’nın hikmeti olan takdiri perdesinden garip ve acayip sırların çekmesini bekleyin.” [4]

  Belli bir mal varlığına sahip olduğunu anladığımız bir diğer hanedan mensubu kadın ise Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in (1237-1246) annesi Mahperi Hatun’dur. Ebu’l-Ferec’in aktarımına göre Mahperi Hatun Kösedağ bozgununu öğrendikten sonra kızını, kölelerini, cariyelerini, servetini alarak Kilikya memleketine kaçmıştır.[5] Mahperi Hatun, imar faaliyetlerinde bulunarak Türkiye Selçuklularının sosyo-ekonomik hayatına katkı sağlamıştır. Kayseri’de inşa ettirdiği Huand Camii Selçuklu eserlerinin en güzellerinden sayılabilir. Camide bulunan mermer bir levhada “Bu mübarek caminin inşasını Keykubad oğlu, yüce sultan, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi, Keyhüsrev devrinde Şevval 635 yılında, büyük, alim, kanaatkar, dünya ve dinin yüz akı, hayırlar fatihi melike oğluna emretti. Allah onun yüce varlığını devamlı kılsın, gücünü arttırsın” [6] yazmaktadır. Yine aynı caminin doğusunda bulunan kitabede “Bu mübarek mescidin inşasını Keykubad oğlu, büyük sultan, din ve dünyanın koruyucusu, fetihler sahibi Keyhüsrev devrinde 635 yılında, büyük melike, din ve dünyanın yüz akı Mahperi Hatun emretti. Allah onun yüce varlığını sürekli kılsın.” [7]yazmaktadır.

  Kaynaklarda ekonomik alanda adına en çok rastladığımız hanedan mensubu kadın ise Sultan II. Gıyaseddin’in eşi Gürcü Hatun’dur. Gürcü Hatun ülke topraklarına girer girmez bağış yapmaya başlamıştır. İbn Bibi’nin aktarımına göre gelin alayı ülke topraklarına girdiğinde emirlerin ileri gelenlerin eşleri melikenin elini öpmek için sıraya girmişler. Gürcü Hatun ise yüz dinar bağışta bulunmuştur.[8] Mevlana ile yakın olduğu anlaşılan bu hatunun mal varlığını hayır işlerine sıkça harcadığı anlaşılmaktadır. Eflaki’nin aktardığına göre Mevlana’nın müritlerinden biri bir gün onun kerametlerinin sorgularken Mevlana bir taşı yakuta çevirmiş ve müridine vermiştir. Bu şaşkınlığın üzerine mürit taşı Gürcü Hatun’a götürmüş ve nasıl elde edildiğini anlatmıştır. Gürcü Hatun ise müride seksen yüz bin direm-i sultani vermiş, müridi giydirmiş ve diğer müritlere yüklü miktarda bağışta bulunmuştur.[9] Yine Eflaki’nin aktarımına göre Mevlana bir gece Kabe’ye bir dervişle görüşmeye gitmiştir. Eşi Kira Hatun, Mevlana’nın ayaklarını ovarken kumları görmüş ve bu kumların nereden geldiğini sormuştur. Mevlana Kabe’ye bir dervişle görüşmeye gittiğini anlatınca Kira Hatun hayretler içinde kalmış ve o kumları toplamıştır. Daha sonra o kumları Gürcü Hatun’a göndermiş, bütün olayı anlatmıştır. Olayı duyan Gürcü Hatun’un Mevlana’ya olan itikadı artmış ve parmakla sayılamayacak kadar bağışta bulunmuştur.[10] Eflaki’nin bir başka aktarımına göre Mevlevi bir vaiz hadsiz sözler eden bir danişmendi yumrukla öldürmüş ve Konya’ya kaçmıştır. Bunun üzerine Mevlana Alameddin-i Kayser’den ölenin diyetini ödemesini istemiştir. Alameddin-i Kayser ise neyi var yok hepsini satıp diyeti ödemiş üstüne geri kalanını da şükrane olarak bağışlamıştır. Durumu öğrenen Gürcü Hatun ise Alameddin-i Kayser’e yüz altın ve hususi hediyeler vermiş, onu naibi yapmıştır.[11] Gürcü Hatun çok cömert ve Mevlana ile o kadar yakındır ki onun yoluna malını, parasını harcamaktan hiç çekinmemiş ve bağışlarda bulunmuştur.

b- Hanedan Dışı Kadınların Mal Varlıkları Ve Faaliyetleri

  Bu başlıkta ele alınacak olan kadınlar genellikle zengin bir aileye mensuplardır. Önceki başlıkta verilen örnekteki gibi Gürcü Hatun’u karşılamaya çıkan ve elini öpmek isteyen kadınlar emirlerin ve ileri gelenlerin eşleridir. Melikeyi karşılarken dirhemler saçmışlardır ki karşılığında melike onlara yüz bin dinar bağışta bulunmuştur. Başka benzer bir olay ise İzzeddin Keykavus ile evlenen Fahreddin Behramşah’ın kızını karşılamak için ipek elbiseler giymiş, atların üzerinde sultanın haremine giden kadınlardır.[12] Bu varlıklı kadınlara verilebilecek bir diğer örnek Sultan Alaeddin Keykubad ile Gaziye Hatun’un düğünü sırasındadır. Sultan Alaeddin Keykubad gelini karşılamak için Malatya’ya doğru yola çıktığında boynunda bir çıban belirmiştir. Çok acı çeken sultanı cerrah Vasil tedavi etmiştir. Sultanın iyileşmesinin ardından İbn Bibi’nin aktarımına göre Şam ve Rum emirlerinin, hatunların, harem görevlilerinin yaptıkları bağışlarla cerrah Vasil bir gecede zengin olmuştur.[13]

  Bunlar dışında belirli bir mala sahip olan kadınlarda vardır. Mevlana’nın müridelerinden aynı zaman Sultan Veled’in dayesi olan Kiramana Hatun’un bağı vardır. Kiramana Hatun bağında Mevlâna ve müritlerini üç gece ağırlamıştır.[14] Eflaki’nin aktarımına göre başka bir örnek ise Konya’da Avriya’nın kızı şeklinde anılan zengin bir hatundur. Bu hatun Arif Çelebi’ye öyle bir âşık olmuştur ki malı mülkü neyi varsa hepsini Arif Çelebi uğruna terk etmiştir. Eflaki bu kadın için “Nakit paradan, gelirden köylerden neyi varsa o hazretin uğruna feda etti.” [15] sözlerini kullanmıştır. Türkiye Selçuklularında başka zengin kadın ise köy sahibi olan Kutluğ Beyi’in kızı Saliha Hatun’dur. Samsun’da yaşayan Saliha Hatun mülkiyetinde bulunan Amasya’ya bağlı bir köyü Şeyh Alp Arslan’a satmak istemiştir. Bu satış için Bedreddin Ebu Bekir isimli Amasyalı olan adamı vekil tayin etmiştir ve cüzi miktara köy satılmıştır. Osman Turan bu köyün 3000 telgami dirhem gibi cüzi miktara satılmasının nedenini Türkiye Selçuklu Devleti’nin dağılmasına ve Moğolların saldırılarıyla hukukun bozulmasına bağlamaktadır.[16]

  Kadınların sahip olduğu varlıklara verilebilecek bir diğer örnek ise Mevlana’nın eşi Kira Hatundur. Eflaki’nin anlatımına göre Osman-ı Guyende yeni evlenmiş ve parasız kalmıştır. Osman-ı Guyende’nin durumunu öğrenen Mevlana ise karısının yanına giderek Kira Hatun’dan altı Mısır dinarını borç almıştır. Daha sonra Osman-ı Guyende’nin yanına giderek ona bu altınları gizlice vermiştir.[17]

 c- Kadınların Mal Varlığı Olarak Çeyiz Ve Mihr

  Türkiye Selçuklularında kadınların en önemli gelir kaynaklarından ve mal varlıklarından biri de çeyizdir. Kız istemeye giderken verilen hediyeler, nikah için verilen mihr, gelin için hazırlanan çeyiz onun için önemli bir ekonomik unsurdur.

  Bu konu için verilecek ilk örnek Sultan I. İzzeddin Keykavus (1211-1220) ile aynı zamanda halasının kızı olan Fahreddin Behramşah’ın kızı ile olan evliliğidir. Sultan bir gün evlenmek istediğini emirlerine söylediğinde, emirler evlilik için en uygun adayın Fahreddin Behramşah’ın kızı Selçuka Hatun[18] olduğunu belirtmişlerdir. Bunun üzerine Sultan hazineden çeşitli hediyeler ile Selçuka Hatun’u istemesi için görevlileri göndermiştir.  Görevlileri büyük bir sevinçle karşılayan Fahreddin Behramşah düğün ve çeyiz hazırlıkları için üç ay mühlet istemiştir. Üç aylık mühlette “denizin kıskançlıktan gözyaşı akıttığı, zenginlerin gıpta ile baktığı”[19] çeyiz hazırlanmıştır. İbn Bibi’nin aktarımına göre sultanın haremine huri olacak bu gelinin çeyizi:

    “Mücevher işlemeli başörtülerden, kıymetli taşlarla süslenmiş halhallardan, nefis yüzüklerden, kıymetli küpelerden, sırmalı paha biçilmez elbiselrden, altın ve gümüş kaplardan, ev eşyaları kaselerden, kıymetli kitaplarda, Hoten ve Çin kokularından, ay yüzlü erkek ve kadın kölelerden, altın nallı katırlardan, şimşek gibi hızlı atlardan, yüzlerce soylu develerden.”[20]

oluşmaktadır. İbn Bibi’nin bu sözlerinde mübalağaya yer verdiği barizdir ancak burada dikkat çekici nokta gelinin çeyizi sayesinde yüklü bir mal varlığına sahip olmasıdır. Sultan ise mihr olarak 100 bin kırmızı altın dinar vermeyi üstlenmiştir.[21]

  Sultan Alaeddin Keykubad, Gaziye Hatun ile yapılacak evliliği için emirlerini görevlendirirken akrabalık temellerini sağlam atılması için yüklü hediyelerle kız istemeye gitmelerini istemiştir.[22] Önceki başlıklar altında ele alınmış olan gibi Gürcü Hatun ile Sultan Gıyaseddin Keyhüsrev’in evliliğinde hem Gürcü Hatun hem de diğer hatunların bağışlarından zikredilmişti. Gürcü Hatun’un cömertliği bir gelinin çeyizini hazırlaması ile kaynaklarda tekrar dile getirilmiştir. Eflaki’nin aktarımına göre evlenmek üzere olan ve Mevlana’nın harem dairesinde yaşayan Hediye Hatun’un çeyizi yoktur. Bunun üzerine Mevlana saraydan Usta Hatun’u çağırmış ve kızım diye hitap ettiği Gürcü Hatun’dan, Hediye Hatun’un çeyizini hazırlamasını istemiştir. Çağrı üzerine Gürcü Hatun ve diğer kadınlar Hediye Hatun’un çeyizini hazırlamışlardır.[23]

Bir kadının hanedan ya da zengin bir aileye mensup olması ona belli bir zenginlik katarken aynı zamanda çeyiz ve mihr yoluyla mal varlığına sahip olduğu anlaşılmaktadır. Bu mal varlıkları para olabilirken bağ, bahçe, köy de olabilmektedir. Verilen örneklerden anlaşılıyor ki Türkiye Selçuklularında kadının varlığı ve ekonomik özgürlüğü, dönemin diğer kadınlarına göre güçlüdür.

Kaynakça

Urfalı Matesos, Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-

1162), not. Edouard Dulaurer, Halil Yinanç, 4.Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları,

2019.

Gregory Abu’l-Farac (Bar Hebraeus), Abu’l-Farac Tarihi II, çev. Ömer Rıza Doğrul, C. II, 2.

Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1987.

İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’ıyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye Selçukname, çev. Mürsel Öztürk,

2.Baskı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020.

Edhem (Eldem), Halil, Kayseri Şehri Selçuklu Tarihi’nden Bir Bölüm, haz. Kemal Göde,

Ankara: Kültür Ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1982.

Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri I-II, çev. Tahsin Yazıcı, İstanbul: Hürriyet Yayınları,1973.

Turan, Osman. “Faizle Para İkrazına Dair Bir Vesika”. Belleten. 16/62. 1952.


[1] Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) Ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. Hrant D.

Andreasyan, not. Edouard Dulaurer, Halil Yinanç, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020), 282.

[2] Gregory Abu’l-Farac (Bar Hebraeus), Abu’l-Farac Tarihi II, çev. Ömer Rıza Doğrul, (Ankara: Türk Tarih Kurumu

Yayınları, 1987), 359.

[3] Abu’-l Farac, 359.

[4] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, çev. Mürsel Öztürk, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları,

2020), 75.; İbni Bibi, Selçukname, çev. Mükrimin Halil Yinanç, (İstanbul: Kitabevi Yayınları, 2017), 25.

[5] Abu’-l Farac, 542.

[6] Halil Edhem (Eldem), Kayseri Şehri Selçuklu Tarihinden Bir Bölüm, haz. Kemal Göde, (Ankara: Kültür Ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 90.

[7] Halil Edhem (Eldem), ay.

[8] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, 466.

[9] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri I, çev. Tahsin Yazıcı, (İstnabul: Hürriyet Yayınları, 1973), 201.

[10] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri I, 286-287.

[11] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri I, 424.

[12] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, 205.

[13] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, 314.

[14] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri I, 327.

[15] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri II, 290.

[16] Osman Turan, “Faizle Para İkrazına Dair Bir Vesika”,  Belleten, 16/62, (1952), 252.

[17] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri I, 341.

[18] Müneccimbaşı’nın nu hatunun adını “Selçuka” Hatun olarak zikretmesi kuvvetle muhtemel Selçuklu soyundan olmasından kaynaklıdır. Bkz. Müneccimbaşı Ahmed, Camiu’d-Düvel Selçuklular Tarihi II Anadolu Selçukluları Ve Beylikleri, haz. Ali Öngül, (İstanbul: Kabalcı Yayıncılık, 2017), 52.

[19] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, 201.

[20] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, ay.

[21] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, 203.

[22] İbn Bibi, El-Evamirü’l-Ala’iyye fi’l-Umuri’l-Ala’iyye, 311.

[23] Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri II, 157.

Hilal Ulukaya

İstanbul Üniversitesi Tarih / Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi. Selçuklu Tarihi ile ilgilenmekteyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu