Türk Tarihi

Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluş Süreci Ve Drakon Suyu Anlaşması

1081 yılında Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos ve Kutalmışoğlu Süleyman Şah arasında yapılan Drakon Suyu (Kırkgeçit Deresi Antlaşması) Anlaşması ile Türkiye Selçuklu Devleti ve Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın saltanatı resmen tanınmıştır. Ancak bu duruma giden süreç uzun ve çetrefilli olmuştur.

Sultan Alparslan’ın ölümüyle beraber serbest kalan Kutalmışoğulları yönlerini Anadolu topraklarına çevirmiş ve yanlarındaki Horasan Türkmenleri ile beraber akınlara başlamışlardır. Kutalmışoğlu Süleyman Şah Antakya’yı kuşatmış ancak daha sonra bir miktar altın karşılığında kuşatmayı kaldırmıştır. Antakya’yı fethedememek onu durdurmamıştır. Konya’da bulunan Gavele Kalesi’ni ve daha birçok yeri fethederek İznik’e kadar ilerlemiş, 1075 senesinde İznik’i alarak artık Anadolu topraklarına hakim konuma gelmiştir. Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın Anadolu topraklarında bu kadar kısa sürede hiçbir engelle karşılaşmadan ilerleyebilmesindeki en büyük avantajı Bizans İmparatorluğu’nun artık Anadolu’da etkin bir gücünün kalmaması olmuştur. 1071 senesinde Malazgirt’te gerçekleşen savaşla beraber Bizans İmparatorluğu ağır bir yenilgiye uğramış, ordusunu bir daha toparlayabilecek gücü bulamamıştır. İmparatorluk içinden tükenmiş, gücünün temeli olan sistemi bozulmuş, iktidarının temeli olan çekirdek arazisi konumundaki Anadolu yavaş yavaş elinden kaymıştır.[1] Askeri bozulmanın yanı sıra aynı zamanda sosyal ve ekonomik yönden de zayıflamış, Ortodoks olmayan Hıristiyanlar ile olan mücadelesi ve uzun yıllar süren çatışmaların ticaret yollarını etkilemesi[2] gibi birçok etkende 1075 yılında Süleyman Şah’ın Bizans başkenti Konstantinopolis’in çok yakınında olan İznik’te kendi devletini kurmasına yol açmıştır.

  İşte tamda Süleyman Şah’ın devletini kurduğu zaman Bizans içinde yaşanan karışıklıklar ona yeni fırsatlar sunmuştur. Bizans İmparatorluğu’nun Rumeli ordusu kumandanı Nikephoros Bryennios ve Anadolu ordusu kumandanı Nikephoros Botaniates ayrı ayrı İmparator VII. Mikhail Dukas’a karşı isyan etmişlerdir.[3] Nikephoros Botaniates bu süreçte, artık Anadolu’da önemli bir güç olan Süleyman Şah’a önceki yıllarda Bizans’a sığınmış olan akrabası Erbasgan ‘ı göndererek yardım istemiş ve Süleyman Şah’ta karşılığını almak şartıyla yardımda bulunmuştur. Bu sayede Nikephoros Botaniates Bizans tahtına oturabilmiştir.[4] Bizans’ın isyancı komutanlarının uğrak noktası haline gelen Süleyman Şah imparatorluğun içişlerine müdahale ederek ve bu karışıklıklardan yararlanarak Üsküdar ve Kadıköy’e kadar ilerlemiştir. Hatta kurduğu gümrük daireleri ile boğazdan geçen gemilerden vergi almıştır. Yani artık Türkiye Selçuklu Devleti ile Bizans İmparatorluğu arasındaki sınır İstanbul Boğazı olmuştur. Süleyman Şah’ın Anadolu’da sağladığı kudreti, huzur ve sükunet ortamı Türkmenlerin daha hızlı bir şekilde Anadolu topraklarına gelmelerine ve bu toprakları daha kolay yurt edinmelerine neden olmuştur. 

  Süleyman Şah’ın desteği ile Bizans tahtına oturabilen İmparator Nikephoros Botaniates’in dikkat çeken zayıf tavrı onu gözden düşürmüş ve üç yıl gibi kısa sürede Bizans’ın güçlü komutanlarını yeni bir isyana, taht mücadelesine itmiştir. Tıpkı onun yaptığı gibi Nikephoros Melissenos’da gerçekleştireceği isyan için Süleyman Şah’tan, Ankara ve Denizli yöreleri karşılığında yardım istemiştir. Süleyman Şah, Nikephoros Melissenos’a yardımda bulunmuştur ancak diğer bir isyancı olan ve ondan hızlı davranan Aleksios Komnenos 1081 senesinde Bizans tahtına oturmuştur. [5] Aleksios Komnenos’un Bizans tahtına geçişiyle beraber perişan haldeki imparatorlukta yeni bir dönem başlamıştır. Doğuda Türkler, batıda Norman tehdidi ile karşı karşıya kalan imparator, bitik bir devlet ile iki cephede savaşamayacağı düşüncesine vararak çözüm yolları aramaya başlamıştır. İmparatorun kızı ve aynı zamanda dönemin önemli kaynağını Alexiad’ın yazarı Anna Komnena “Herakles’in kendisi bile aynı anda iki kişiye karşı birden dövüşemez.”[6] sözlerini kullanarak babasının bulduğu çözümü savunmuştur.

  Kurulan bir siyasi birliğin resmiyet kazanarak devlet sayılması için bazı şartlar gereklidir. Bu şartlardan biri de devletin başka bir devlet tarafından resmen tanınmasıdır. Türkiye Selçuklu Devleti’nin 1075-78 tarihleri arasında kurulduğu bilinir ancak Aleksios Komnenos dönemine kadar resmi bir mahiyet kazanmamıştır. Bu resmiyeti sağlayan durum ise İmparatorun Süleyman Şah ile hem barışı sağlamak için hem de içinde bulunduğu durumda imparatorluğun doğu sınırındaki Türk tehdidine karşı bulduğu çözüm olan Drakon Suyu (Kırkgeçit Deresi) Anlaşması olmuştur. Aleksios, zaten kaybedilmiş Anadolu toprakları ile uğraşmayı boşuna çaba olarak görmüş ve batıda hareketlenen Norman tehdidine yönünü çevirmeyi doğru bulmuştur. Bu sebeple Kutlamışoğlu Süleyman Şah ile anlaşarak hem ondan askeri yardım almayı hem de yaptığı siyasi hamle ile zayıflığını kamufle etmeyi çözüm olarak görmüştür. Georg Ostrogorsky İmparator Aleksios’u anlaşmaya götüren sebebi:

   “Aleksios önce hemen hemen bütün Anadolu’nun Türk hakimiyeti altında bulunmasını olduğu gibi kabul etmek zorundaydı. Hiç olmazsa şekli bakımdan Bizans’ın yüksek hakimiyet haklarını korumak ve yeniden Anadolu’ya hakim olanların bağımsız iktidar sahipleri değil de, Balkanlardaki Peçenekler gibi, ülkeyi imparatorluğun rızası ile ellerinde tutan, devletin müttefikleri olduğu intibaını uyandırmak gayesiyle Süleyman’a, zaten elden çıkmış olan araziyi, sonradan da olsa iskan bölgesi olarak bahş ve tevcih etmekten başka bir şey yapamazdı.”[7]

sözleriyle açıklamıştır. Ancak Anna Komnena gururlu bir tavır sergileyerek İmparatorluğun zayıflığını ve Türklerin gücünü gizlemeye çalışmıştır. Onun aktarımına göre Aleksios Komnenos yaptığı askeri hamleler ile Türkleri yalnız İstanbul Boğazı’ndan değil tüm Thynia ve Bithynia’nın sınırlarından ve keza İzmit’in dolaylarından sürüp atarak, Sultan’ı yani Süleyman Şah’ı ısrarla barış dilemek zorunda bırakmıştır.[8] Devamında Norman lideri Robert Guiskard’ın saldırıya geçeceği haberini aldığı için Süleyman Şah’a armağanlar göndererek barışa razı olduğunu, sınır olarak Drakon Deresi’ni verdiğini yazmıştır. Anna Komnena’nın burada armağan olarak belirttiği İmparator Aleksios’un Süleyman Şah’a verdiği haraçtır. Anna yaptığı bu anlatım ile Süleyman Şah’ı ve Türkiye Selçuklu Devleti’ni Bizans’ın vassali olarak göstermeye çalışmıştır. Ancak eserinin farklı yerlerindeki hadiseyi anlatımındaki tutarsızlık, Süleyman Şah’tan sultan, Türkiye Selçuklu Devleti’nden sultanlık olarak bahsetmesi ve Süleyman Şah’ın hakim olduğu topraklar durumun onun anlattığından farklı olduğunu göstermektedir.

  Sonuç olarak Haziran 1081 tarihinde iki taraf arasında gerçekleşen bu antlaşma ile Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın saltanatı kalen ve fiilen olduğu gibi hukuken de tanınmıştır. Saltanatı tanıyan devletin Bizans İmparatorluğu olması ise Süleyman Şah’ın kudretini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

KAYNAKÇA

Anna Komnena. Alexiad Malazgirt’in Sonrası. Çev. Bilge Umar. İstanbul: İnkılap Kitabevi. 1996.

Cahen, Claude. Osmanlılardan Önce Anadolu. Çev. Erol Üyepazarcı. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları. 2000.

Georg, Ostrogorsky. Bizans Devleti Tarihi. Çev. Fikret Işıltan. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. 2006.

Öğün Bezer, Gülay. “Anadolu’nun Fethi Ve Drakon Çayı Anlaşması’nın Bu Süreçteki Yeri”, TBY Akademi Dil Edebiyat Ve Sosyal Bilimler Dergisi 12. Eylül 2014. 21-34.

Norwich, John Julıus. Bizans Gerileme Ve Çöküş Dönemi (MS 1082-1453). Çev. Selen Hırçın Riegel. İstanbul: Kabalcı Yayınları. 2013.

Sevim, Ali- Merçil, Erdoğan. Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset, Teşkilat Ve Kültür. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları. 2020.

Turan, Osman. Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul: Ötüken Neşriyat. 2017.

Keskin, Mustafa. “Gazi Süleyman Şah Ve Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu”. Türkler Ansiklopedisi. 6: 907-919. Ankara: Yeni Türkiye Yayınları. 2002.


[1] Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006), 326.

[2] Gülay Öğün Bezer, “Anadolu’nun Fethi Ve Drakon Çayı Anlaşması’nın Bu Süreçteki Yeri”, TYB Akademi Dil Edebiyat Ve Sosyal Bilimler Dergisi 12, (Eylül 2014), 21-34.

[3] Ali Sevim, Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset Teşkilat Ve Kültür, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020), 522.; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, (İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2017), 85.

[4] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, 85.; Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu, çev. Erol Üyepazarcı, (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2000), 8.

[5] John Julıus Norwich, Bizans Gerileme Ve Çöküş Dönemi (MS 1082-1453), çev. Selen Hırçın Riegel, (İstanbul, Kabalcı Yayınları, 2013), 36-39.

[6] Anna Komnena, Alexiad Malazgirt’in Sonrası, çev. Bilge Umar,  (İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1996), 126.

[7] Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, 330.

[8] Alexiad, 126.

Hilal Ulukaya

İstanbul Üniversitesi Tarih / Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi. Selçuklu Tarihi ile ilgilenmekteyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu