Tarihte KadınTürk Tarihi

Türkiye’nin İlk Kadın Profesyonel Fotoğraf Sanatçısı: Yıldız Moran

“Şiirselliği olan her şey fotoğraf konusudur.”

“Küçük heyecanlar sanat olamaz. Büyük heyecan duyulmalı. Bu bir gerçek. Konu belgeleyici, röportaj fotoğrafı ise (fotoğrafın sanat olmaması), söylenen söz geçerli olabilir. Röportaj yapmak için objektif bir görüşten, olayın niteliğine ilişkin bir yargıya varmak lazım. Fotoğrafın bir başka yönü daha var: sübjektif yönü. Gazete röportajı ile şairi ayıran yön. Kalemi nasıl birçok şey için kullanabilirseniz, makineyi de öyle. Şair hangi vezinle, hangi kalıpla şiir yazmayı seçip, içeriği dolduracaksa, fotoğrafçı da kendine en uygun fotoğraf makinesini bulmakla yükümlüdür. Her iki dalda da sonuçta şiirsellik, estetik yoksa başarısızdır. Konuya saygılı yaklaşım büyük önem taşır. Fotoğraf makinesi objektif bir algılayış biçimi olarak bellendiğinden her fotoğrafın objektif bir görüntü olduğu kanısı yaygındır. Oysa fotoğraf çekileceği açıdan, çekileceği andan, çekenin görüş açısından kaynaklanan nedenle çok da çarpıtılabilir. O zaman çok tehlikeli bir silahtır.”

İlk kadın profesyonel fotoğrafçımız Yıldız Moran, ‘Şiirselliği olan her şey fotoğraf konusudur.’ demişti. O, elinde makinesi İtalya, İspanya, Avusturya, Fransa, Monako ve Yunanistan’a gitti; onu çağıran o anların önünde deklanşöre bastı, inanılmaz fotoğraflar çekti. Ardından, doğup büyüdüğü topraklara, Anadolu’ya geri döndü ve 12 boyunca köyleri, kasabaları karış karış gezerek gündelik hayatı bütün şiirselliği ile eserlerine yansıttı. Bu yazımızda onun hayatını ve bazı eserlerini aktaracağız. Keyifli okumalar!

Yıldız Moran’ın Hayatı ve Fotoğraf Serüveni

Yıldız Moran, Türkiye’de ilk kez kamerasını büyük bir ustalık ve profesyonellik ile kullanan kadın fotoğraf sanatçısı olmasının ötesinde; sanat anlayışı, kalbini katarak yaptığı çekimlerinin ardında taşıdığı derin izler, çektiği fotoğraflarda düz gerçeği sanatının arkasına yerleştirmeyi yeğlemiş olmasıyla hem fotoğrafçılık hem de kadın tarihine ışık tutmuş ve onun konumunu benzersiz kılmıştır. O, 24 Temmuz 1932 tarihinde İstanbul’da varlıklı bir ailenin en küçük kızı olarak dünyaya geldi. Eğitim hayatını bir süre İstanbul’da sürdürmekte olan Moran, Robert Koleji’ni bitirdikten sonra sanat ile ilgili bir mesleki eğitim almak istediğine karar vermiş ve bu hususta  anat tarihi profesörü Mazhar Şevket İpşiroğlu’na danışmıştır. Dayısı, Yıldız Moran’ı fotoğraf üzerine eğitim görmesi konusunda desteklemiştir.

Yıldız Moran,  5 Haziran 1963 tarihinde Ses Dergisi ile yaptığı röportajında fotoğrafçılık eğitimine başlama serüvenini şu şekilde anlatmıştır:

Sanatla ilgili bir eğitim yapmaktı isteğim. Ama fotoğrafçılığı hiç düşünmüyordum. Birden fotoğrafın iyi bir malzeme olduğunu gördüm ve seçimimi yaptım. 1950 yılında öğrenim görmek üzere İngiltere’ye gittim. Fotoğraf makinesine elimi bile sürmemiştim. Önce amacı fotoğraf çekiminden sonraki işleri yapan eleman yetiştirmek olan bir okula girdim. Genel bilgileri öğrendim ama yeterli görmedim. Daha sonra Ealing Technical College’de öğrenim görmeye başladım. Bana bir katkısı olmadığını anlayınca Baron’un asistanlarından birinin stüdyosunda çalışmaya başladım. Okulda öğrendiklerimiz kuramsal kalıyor. Bir stüdyoda, bir konuya nasıl başlandığını, geliştiğini, bittiğini, hayata uygulandığını görüyorsunuz. Orada çok şey öğrendim, güzel deneyimler edindim. ‘Sana öğretebileceğimiz bir şey kalmadı artık’ dediklerinde ne yapacağımı düşünmeye başladım. John Vickers’in yanında iki ay çalıştım. 52 yazında İtalya’ya gittim. Fotoğrafçılık kulübüne üye oldum. İspanya ve Avusturya’yı dolaştım. Bu arada sergiler açtım. Artık Türkiye’ye dönüp bu işi profesyonel olarak yapacağıma kanaat getirdim. Stüdyo açıp, peyzaj üzerine çalışmaya başladım.

Yıldız Moran fotoğraf çektiği on yıllık zaman dilimi (1952-1962) boyunca Anadolu’da, kasabaları, köyleri tek tek gezer, hayata dair ne varsa insanlardan izin alarak görüntüler. Dönemin sanatçılarının buluşma yeri olan Beyoğlu’nda, Kallavi Sokak’ta bir stüdyo kiralamış ve bu stüdyoyu aynı zamanda kendi fotoğraflarının sürekli sergilendiği bir salona dönüştürmüştür. Onun sergilediği fotoğraflar, savaş sonrası dönemde siyasetin insan hayatına direkt olarak etki ettiği günlerin bir yansımasıdır. Yıldız Moran için şiirselliği olan her şey fotoğrafın konusudur ve onun fotoğraflarında zaman ve hareketin akıp gidişini hemen hissetmek mümkündür. İşte bu hususla birlikte, “İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem,” diyen Moran için içerik çok önemli bir konuma sahiptir. Anadolu’dan getirdiği görsel arşivin anlam merkezine de insanı oturtmuştur.

Moran’a Göre Fotoğraf Nedir?

Moran için fotoğraf ne demekmiş kendi sözlerinden okuyalım: “Fotoğraf tıp fotoğrafıdır, endüstri fotoğrafıdır, röportajdır, hatıra fotoğrafıdır. Şiirselliği olduğu sürece. Ama örneğin kedi fotoğrafı çekilmekteyse o, benim kedim, şunun kedisi değil de, tüm kedilerin kediliğini içermeli o mesajı vermesi için. İçindeki mana yeterli değilse, ışık ve kompozisyon ne kadar mükemmel olsa da çekmem. 24 saat düşünülen, yaşanılan, ikinci plana atılamayacak bir konudur fotoğrafçılık. İnsan ve hayata özgün bir aşamanın yerini kavramsal olarak dolu, yoğun, ağırlıklı olarak verebilen kişidir fotoğrafçı. Makine ile yola çıkıyorsanız o denli varlığınızın bir parçası haline getirmelisiniz ki makineyi, konu ile aranızda bir engel oluşturmasın. Bunu gerçekleştirdikten sonra, seçtiğiniz konunun her zaman ve herkes için bir anlam taşıyacak yönlerini, estetik biçimde yansıtmalısınız. Mesajınız olmalı kısacası.”

Ressam Nurullah Berk, onun sanatını şöyle ifade etmektedir: “Yıldız Moran’ın fotoğraflarını kesin biçimde tanımlayacak bir sözcük bulmak gerekseydi, bu fotoğrafların her şeyden önce acımasız, hatır gönül tanımayan fotoğraflar olduğunu söylerdim. (…) Tüm bir Anadolu dünyası geçiyor gözlerinizin önünden bu büyük fotoğraflara baktığınızda ve bu yapıtların anıtsallığı, dışavurum güçlerini bir kat daha artırıyor.”

12 Yıl Meslek Hayatı Ardından..

1950’den 1962’ye kadar geçen 12 yıllık zaman diliminde hayatını fotoğrafa adayan Moran, 1963 yılında Özdemir Asaf ile evlenmiş ve 3 oğulları (Gün, Olgun ve Etkin Arun) dünyaya gelmiştir. Yıldız Moran, mesleğine o kadar bağlıydı ki ya onu hayatının merkezine yerleştirecek ya da onu ikinci plana atmak yerine tamamen bırakacaktı.. O, kararını şu şekilde açıklamıştı: “24 saat düşünülen, yaşanılan, ikinci plana atılamayacak bir konudur fotoğrafçılık. İnsana, hayata özgün, bir aşamanın bir yerini kavramsal olarak dolu, yoğun, ağırlıklı olarak verebilen kişidir fotoğrafçı. Birden 24 saatimi bu konuya mı vereceğim, yoksa daha önemli konular var mı benim için diye düşündüm. Daha önemli şeyler olduğuna karar verdim ve 12 yıl sonra bıraktım bu işi. Evliliğim ve çocuklar. Özdemir Asaf gibi bir baba bulmuşsa bir insan başka ne yapabilir. Dört yıl içinde üç çocuk sahibi oldum ve artık tüm 24 saatlerimi çocuklarıma adadım.”

Moran’ın, son sergisi 1970’te İstanbul’dadır. Özdemir Asaf’ın 1981’de ölümünden sonra, yayınlanmamış şiirleri ve sözleri üzerinde çalışır ve 1983 -1987 yıllarında yayına hazırlar. 1982 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Üniversitesi) Fotoğraf Enstitüsü tarafından Türk Fotoğrafçılığı’na katkılarından dolayı onurlandırılan Yıldız Moran, bu yıllarda sözlük hazırlayıp,  çeviriler yapmış ve yazın alanında çalışmıştır. 1992’de Eşanlamlı Sözcükler ve Karşıt Anlamları Sözlüğü’nü yayımladı. Akademik eğitime sahip ilk kadın fotoğrafçı Yıldız Moran, 15 Nisan 1995 tarihinde çok sevdiği İstanbul’da hayatını kaybetmiştir.

Begüm Şen

Tarih Öğretmeni - Anadolu Tarih Editörü Yazı göndermek için: begum@anadolutarih.com

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu