Türk Tarihi

Türklerin Bengü Taşları

Harflerin Oluşumuna Kısa Bir Bakış

Homo Saphienslerin içgüdüleri ve kolektif biçimde daha başarılı yaşamaları için zaman içinde evrimle birlikte dilimiz gelişti ve bugünkü halini aldı. Tabii ki primatların mimik ve çığlıklarından, geçmişteki veya bugünkü edebiyatımızın soyut kavramlarının başarılı bir şekilde yansıtılması bir anda olmadı. Homo Saphiensler ve ondan öncekiler, duvarlara resim çizmeyle başlattığı anlaşma sistemini, asırlar içinde harflere çevirmişlerdir. Eski zamanlarda çentik tahtalar, oklar, damgalar haberleşme aracı olarak kullanılmıştır.[1] Simgeler ve semboller zaman içinde evrim geçirerek fonemler haline gelmiştir.

Türk Harfleri

Günümüzde dünya üzerinde bıraktığı kaynaklara göre dilini eskiye götüren sayılı millet vardır. Bunlardan birisi de mensup olduğumuz Türk milletidir. Yazıyı ne zaman kullanmaya başladığımız hakkında kesin bir bilgiye sahip değiliz. Elimizdeki kaynaklara göre ilk olarak kullandığımız alfabe Kağanlık alfabesidir. Bunun dışında Soğd, Uygur, Mani, Brahmi, Tibet, Ermeni, Grek, Süryani, İbrani, Latin, Arap, Kiril alfabeleri ve Çin ideogramları da sayılabilir.[2] Kağanlık alfabesi hakkında çeşitli görüşler olmakla birlikte, Finlandiyalı Otto Donner alfabenin M.Ö. 3. yüzyıl ile M.S. 3. yüzyıl arasında hüküm süren Arşak kabilesinin paralarındaki harflere benzediğini öne sürmüştür. Birkaç dilbilimci ise Soğd alfabesinin gelişmiş hali olduğunu söylemiştir fakat daha eski zamanlarda yazılmış bir belge bulunmadığı sürece, Kağanlık harflerinin Soğd alfabesinden geliştiği tezi asılsız kabul edilecektir.

Bu alfabe, İskandinavların “Run” harflerine benzediği için “Runik” şeklinde adlandırılmaktadır. 38 harften oluşmaktadır. 4’ü çift sesli (a-e, ı-i, u-ü, o-ö) 7 tanesi birleşik sesli (-ng, -iç/çi, -ık/kı, -nç, -ny, -lt, -nt), 27 tanesi sessiz harften oluşmaktadır. Modern Türkçede bulunan “c, f, ğ, h, j, v” sesleri Köktürkçede bulunmaz.[3] Şöyle bir parantez açmak gerekiyor. Yazıtlarda gördüklerimiz 38 işaretten oluşuyor, fakat Yenisey, Dağlık Altay ve Kırgızistan’da bulunan yazıtlardaki harflerin farklı şekillerini de aldığımız zaman bu sayı 40’a kadar çıkıyor.[4] Herkesin bildiği gibi sağdan sola veya yukarıdan aşağı iki şekilde yazılır. Genelde harfler ünlü ve ünsüz sesleri karşıladığı, taşlara ve tabletlere daha fazla kelime sığdırmak için çoğu ünlü sesler yazılmaz. Sağdan sola yazılmasının sebeplerinden birisi de köşeli harfler taşa kazındığı için, sağlak yazara göre sağ taraftan yazmaya başlamak daha kolaydır.

Türkçenin Bengü Taşları

Göçebe bir toplum neden taş dikme ihtiyacı duymuştur? Neler anlatmıştır? Hangi hayat hikayeleri yazılmıştır? Kimler bulmuştur?

Asya’nın hakim ve göçebe topluluğu olan Türklerin eski dönemine ait birçok eser bulunmuştur. İrili ufaklı birçok Bengü Taş vardır. Bengü Taş dememizin sebeplerinden birisi, yazıtı diktiren Bilge Kağan, onları Bengü Taş diye adlandırmıştır. Türk Kağanlığın döneminde 7. yüzyıla ait olan ve elimize geçen 10 kadar yazıt vardır. En eskisi olan Çoyr, Hoytu Tamir, İşbara Tamgan Tarkan, Köl İç Çor, Altun Tamgan Tarkan, Tonyukuk, Köl Tigin, Bilge Kağan, İhe-Nur ve Hangiday Yazıtları vardır. Taşlar üzerinde herhangi bir isim bulunmayan yazıt, bulunduğu coğrafyaya göre isimlendirilmektedir. Günümüzde numaralandırılmış olarak Moğolistan’da 125 irili ufaklı yazıt, Yenisey bölgesinde 154 adet numaralı yazıt, numarasız 9 yazıt bulunmaktadır. Dağlık Altay bölgesinde 90, Kırgızistan’da 42, Çin’de 9 yazıt bulunmaktadır. [5] Bunların herkes tarafından bilineni Kağanlık Yazıtlarıdır. Tonyukuk, Köl Tigin ve Bilge Kağan Yazıtlarını içinde barındıran Kağanlık Yazıtları, adeta bir millete hesap verme özelliği taşır.

Türkçe Uzun Yıllar İşlenmiş Bir Dildir

Bu yazıtlarda devletle ilgili kavramlar, özellikle de “kanun yapmak, devleti korumak ve teşkilatlandırmak, makam ve mansıplar (yüksek makam) vermek, uluslararası ilişkiler, ticaret, sosyal devlet, refah devleti ve yöneticilere ait özellikler, ülke sınırları” gibi kavramlar yer bulmuştur.[6] Köktürk Yazıtları, birer tarih ve söylev metinleridir. [7]Ayrıca Türkçenin gramerini inceleyebileceğimiz ilk yazılı belgelerdir. Üslup bakımından da Türkçenin daha önceki devirlerde işlenmiş bir dil olduğunu karşımıza çıkarır. Öyle ki bunun en açık göstergesi, metinlerde okuduğumuz soyut kavramlardır. Sözlü kültür dönemlerinin kalıntılarını da bize gösterirken, kafiyeli şekilde anlatım yapılmıştır. Köl Tigin Yazıtı’nın doğu yüzünde “Başlıgıg:yüküntürmiş:tizligig:sökürmiş” cümlesini inceleyecek olursak, “Başlılara baş eğdirmiş, dizlilere diz çöktürmüş.”[8] gibi bir cümlenin gelişmeyen bir dilde olması mümkün değildir.

Dil, önce somut olan nesne ve hareketleri adlandırırken, geliştikçe soyut kavramları oluşturur.[9] Doğan Aksan, dilin işlenmiş olduğuna örnek göstermek için “ileri ögeler” dediği kavramlardan birkaç tanesini incelemek gerekiyor. Bunlar: anyıg “kötü”, bodun “millet”, öd “zaman”, yazuk “hata, günah”, tüz “doğru, uyumlu”, törü “töre, yasa”…[10] Bu kavramlar, Türklerin çok eski zamanlardan beri millet olma düşüncesini taşıdıklarını, yasalarının var olduğunu ve Türkçenin zıt kavramlarının bulunduğunu gösterir.

Yazıtları Dile Getirenler

Bu yazıtlar ilk olarak Çin kaynaklarında geçmekte, Atamelik Cüveyni “Tarih-i Cihan-güşa” adlı eserinde “İdikut’un Soyu ve Uygur Şehirleri” kısmında söz eder. Nicolaie Milescu da 17. Yüzyılın sonlarına doğru, Çar A. Mihayloviç’in elçisi olarak Çin sarayına giderken bu taşları görmüştür. 1697’de Rus topograf S. Ulymoviç Remezov’un çizdiği Sibirya haritasında Talas nehrinin üst kısmında “Orhun-taş” diye belirtilmişti.[11] Son yüzyıllara baktığımız zaman bitkibilimci G. Messerschmidt’in Yenisey vadisinde tamgalı bir taşa denk gelmesiyle gün yüzüne çıkmıştır. Johann Strahlenberg’in Sibirya sürgününde inceleme yapması ve yazılarında Yenisey’deki taşlardan bahsetmesi de bilim dünyasında bu taşların tanınmasını sağlamıştır. 15 Aralık 1893 tarihinde Danimarkalı dilbilimci Vilhelm Thomsen, Orhun ve Yenisey yazıtlarının alfabesini çözdüğünü ve bu taşları okuduğunu açıklamıştır.

Tonyukuk Yazıtı (726)

En çok bilinen yazıtlardan Tonyukuk Yazıtı, 725-726 yılları arasında Ulan Batur civarında dikilmiştir. Orhun Yazıtları, sadece iki yazıtı içinde barındırmaktadır, Köl Tigin ve Bilge Kağan. Çünkü Orhun nehrinin yakınında sadece bu iki yazıt bulunuyor. Tonyukuk Yazıtı’nı mantıken Orhun Yazıtlarının içine dahil etmemek gerekir. Tola nehrinin yukarısında Bayan Çokto taraflarında bulunmuştur. Yazıtın ilk cümlesi şu şekilde başlar: Bilge Tonyukuk, ben kendim Çin ülkesinde doğdum. (O dönem) Türk milleti Çin’e bağlı idi.[12] Bu cümleden de Tonyukuk’un 640’lı yıllarda doğduğunu tahmin edebiliriz. Peki kimdir bu Tonyukuk? Etimoloji yönünden bakarsak, DLT’de geçen tun sözcüğü “ilk, birinci” anlamı taşıyor. Osman Fikri Sertkaya, “ukuk” kısmını <u-k-uk> şeklinde tahlil ederek “anlayan, anlamış” manasına geleceğini belirtiyor.[13] Bu konuda Tonyukuk’un büyük bir devlet adamı, danışman olduğunu söyleyebiliriz.

Köl Tigin Yazıtı (732)

Köl Tigin, Bilge Kağan’ın kardeşidir. İki kardeş ise İlteriş Kağan’ın oğullarıdır. Bu yazıt Köl Tigin 732 yılında öldüğü zaman Bilge Kağan tarafından diktirilmiştir. Bilge Kağan’ın kardeşi Köl Tigin, nice kahramanlıktan sonra, ailesinin de bulunduğu karargahta beklerken düşman saldırısına uğrayıp can vermiştir.[14] Kardeşinin ölümüne çok üzülen Bilge Kağan, Çin’den bezidçi adı verilen (günümüzde bezekçi) ustalar getirtmiştir. Bu ustaların gelmesini de Bilge Kağan Yazıtı’nın Kuzey yüzünün 14. satırda “Çin hakanından çok sanatkarlar getirttim. (Hakan) benim sözümü kırmadı, saray sanatkarlarını gönderdi.”[15] diyerek belirtmiştir. Çin imparatoru da külliyenin gösterişli olması için özel bezidçilerini göndererek, barışı sürdürebilmeyi ve Bilge Kağan’ın ilgisini başka yöne çekerek savaş dışı bırakmayı düşünmüştür.[16] Bilge Kağan o kadar duygusal bir insanmış ki Köl Tigin için hazırlanan külliyeyi gördüğü zaman bile gözlerinin dolduğu kaynaklarda geçmektedir.

Bilge Kağan Yazıtı (735)

Orhun nehri kıyısındaki bir diğer yazıtsa, Bilge Kağan Yazıtı’dır. Bilge Kağan’ın kendi ağzından yazılan taş, Kağan’ın oğlu Tengri Kağan tarafından diktirilmiştir. Yazıtın kuzey yüzünde yazan “Tanrı gibi Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan” unvanı ile kardeşi Köl Tigin tarafından Türklere Kağan ilan edilmiştir. Bilge Kağan Yazıtı, birçok öğüt vermektedir. Bunlardan birkaç tanesini inceleyelim.

“Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları da yumuşak imiş. Tatlı sözlerle, yumuşak ipekli kumaşlarla kandırıp uzak halkları öylece yaklaştırır imiş. (Bu halklar) yaklaşıp yerleştikten sonra, kötü niyetlerini o zaman düşünürler imiş: iyi (ve) akıllı kişileri, iyi (ve) cesur kişileri ilerletmezler imiş; bir kişi yanılıp suç işlese soyuna sopuna (ve) hısım akrabasına kadar öldürürler imiş.” Kuzey Yüzü 4. Satır

“(Çinlilerin) tatlı sözlerine, yumuşak ipekli kumaşlarına aldanıp (ey) Türk halkı, çok sayıda öldün!” Kuzey Yüzü 5. Satır

“Türk Tanrısı (ve) kutsal yer (ve) su (ruhları) şöyle yapmışlar şüphesiz: Türk halkı yok olmasın diye, halk olsun diye, babam İlteriş Hakanı (ve) annem İlbilge Hatun’u göğün tepesinde tutup (daha) yukarı kaldırdılar şüphesiz.”  Doğu Yüzü 9. Satır

Bu yazıtlar dışında Uygur ve Yenisey Yazıtları vardır. Elimize geçen Uygur Yazıtları, Tes, Taryat, Şine Usu ve 1. Karabalasagun’dur. Bu yazıtlar dönemin Uygur Kağanları tarafından yazdırılmıştır.

Çoyr Yazıtı (687-692)

Bu yazıt “Tun” unvanına sahip olan iki kişi için yazılıp dikilmiştir. Tun Bilgä ve Tun Yägän Ärkindir. Taşta, bu kişilerin ölüm tarihleri “? yılının üçüncü ayının yedinci” olarak belirtilmektedir. Elimize geçen en eski ve okunabilen ilk yazıt olarak bilinmektedir.

Yenisey Yazıtları

Tuva ve Hakasya’da bulunmuş yazıtlardır. Uybat Yazıtı, 1721 yılında Strahlenberg ve Messerschmidt tarafından Uybat ırmağı civarlarında bulunmuştur.Ottuk-Daş 1, Barık 1, Elegest 1, Çaa-Höl 5, Oçurı , Abakan, Süci, Tuva G, Ağırşak, Alaş adlı yazıtlar da Yenisey Yazıtları içinde bulunmaktadır. Her yazıt birkaç parçadan oluştuğu için adlarının yanında sayılar bulunmaktadır.

Tes Yazıtı

22 satırlık yazıt, 1915 yılında Boris Mladimirtsov tarafından Tes nehrinin çevresinde bulunup kopyalanmıştır. Uygurların ilk yerleşim yeri olan Tes nehri kaynağıdır. Kuzey yüzü 1. Satırında “(yer) tengri kılıntokda Uygur kagan olormış bök ulug kagan (ermiş)” yani, “Yer (ve) gök yaratıldığında Uygur kağanı tahta oturmuş. Yüce (ve) büyük kağan imiş.[17] cümlesi Uygurların tarihte yer almalarının, yer ve gök yaratıldıktan sonra olduğunu belirtiyor.

Tariat Yazıtı

Moğolistan’ın Tariat bölgesinde, Terh nehri vadisinde toprağa gömülü bir şekilde bulunmuştur. “Tengride bolmış el etmiş bilge kagan” cümlesinde Moyan Çor Kağan adına dikildiği anlaşılıyor.[18] Yazıtın doğu yüzünde Yolluğ Kağan ve Bumin Kağan’dan bahseder.

Şine Usu Yazıtı

Ramstedt tarafından bulunan yazıt, ilk defa Kıpçak adının geçtiği yazıttır. Taşta yazanlara göre boyları toplamak, düşman halklarla mücadeleler, Moyan Çor ile ağabeyi olduğu düşünülen Tay Bilge Totok ile yapılan savaşlar anlatılır.[19]

I.Karabalasagun Yazıtı

Bu Uygur Kağanlık yazıtı Türkçe, Soğdça ve Çince olmak üzere üç dille yazılmıştır. Yazıtın üç dilli olmasının temel sebeplerinden birisi, Uygurların ticarette ve kültürel ilişkilerde Soğdlarla temasta bulunmasıdır.

Sonuç

Söz edilen yazıtlar, hem Türkçenin hem de Türklerin mukaddes kaynaklarıdır. Yazılış yıllarından ötürü Türkçeyi daha eski dönemlere götürmekte. Göçebe toplumda haberleşmek oldukça güçtü, bu yüzden de bilgilendirme, öğüt verme ve devletçiliğin nasıl yapılacağı konusunda taşlara yazılar işlenmiştir. Türk’ün hayatında, Türkçenin kollarında yazıtlardan örnekler görmek mümkündür. Bütün Türk halklarının ortak eserleri olan yazıtlar, bizi geçmişe daha sağlam adımlarla götürürken, bir yandan da o dönemi ilk ağızdan anlamamızı sağlıyor. Umuyoruz ki yıllar içinde daha fazla eser bulunup çözülecektir. Türk milletinin geçmişteki sisli dönemi de bir Türk halkının yazdığı veya çanak, çömlek, kılıç gibi nesnelere işlediği yazıyla ilk ağızdan aydınlatılacaktır.


[1] M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyatı Tarihi, Akçay Yay., s. 52

[2] Süer Eker, Çağdaş Türk Dili, Grafiker Yay., s. 125, 2015, Ankara

[3] Ahmet B. Ercilasun, Başlangıçtan Yirminci Yüzyıla Türk Dili Tarihi, Akçay Yay., s. 172, 2012, Ankara

[4] Erhan Aydın, Taşa Kazınan Tarih, Kronik, s.22, 2019, İstanbul

[5] Erhan Aydın, a.g.e., s. 46-58

[6] Ahmet B. Ercilasun, Türklük Bilimi Yazıları, Bilge Kültür Sanat, s.20, 2020, İstanbul

[7] Ali Akar, Türk Dili Tarihi, Ötüken, s.89, 2016, Ankara

[8] Talat Tekin, Orhon Yazıtları, Türk Dil Kurumu, s.28, 2020, Ankara

[9] Ali Akar, a.g.e, s.90

[10] Doğan Aksan, Türkçenin Sözvarlığı, s. 87, 1996, Ankara

[11] Ali Akar,  a.g.e., s. 91

[12] Erhan Aydın, a.g.e., s.124,

[13] Osman Fikri Sertkaya, Kazım Mirşan’a Cevap: Bilgi Atun Ukuk Adlı Bir Tarihçimiz Var mı?, s.33

[14] Ahmet B. Ercilasun, Türklük Bilimi Yazıları, s.21

[15] Talat Tekin, a.g.e., s. 49

[16] Erhan Aydın, a.g.e., s.76-77

[17]  Erhan Aydın, a.g.e., s. 207

[18] Erhan Aydın, a.g.e., s. 211

[19] Erhan Aydın, a.g.e., s. 231

Diğer yazılarımı okumak için; https://anadolutarih.com/author/gorguluerismail/

İsmail Görgülüer

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümünde yüksek lisans yapmaktayım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu