Alternatif TarihMakale

Üç Tarz-ı Siyaset Hakkında Değerlendirme

Yusuf Akçura'nın Fikirleri

 

Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesinde Osmanlı devletinin içinde bulunduğu sıkıntılı dönemden ve devletin yıkılmasını engellemek için ortaya çıkan fikir akımlarını değerlendirmiştir. Bu makalede değerlendirmede söz konusu olan fikir akımları Osmanlıcılık, Türkçülük ve İslamcılıktır. Yusuf Akçura bu üç farklı siyasetin artılarını ve eksilerini ortaya koymuştur.

Bu üç farklı siyaset anlayışından biri Osmanlıcılıktır. Osmanlıcılık fikriyatı Osmanlı ulusunu meydana getirmeyi amaçlamıştır. Bir diğer siyaset anlayışı ise İslamcılıktır, bu fikrin temelinde İslamcı anlayışta bir devlet oluşturmak ve İslam dinine mensup olanları yanına çekmek gayesini güdülmüştür. Son siyaset tarzı ise Türkçülüktür, bu da ırka dayalı bir Türk siyasal birliği oluşturmayı amaçlamaktadır.

İşte bu fikir akımlarının artı ve eksilerini ortaya koyan bu yazı ilk olarak ele alınan siyaset tarzı Osmanlıcılıktır.

Osmanlıcılık

Osmanlıcılık aslında “Ben tebaamdaki din farkını ancak cami, havra ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim…”[1] diyen   Sultan II. Mahmut tarafından dile getirilmiştir. Bu fikrin bir anlamda ilk savunucusudur.

Yusuf Akçura Osmanlıcılık fikrinin hayata geçebilmesi için Osmanlı tebaasına mensup olan Müslüman ve gayrimüslim halkı din ve mezhep ayırmaksızın aynı hak ve özgürlüklerin verilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu iki ayrı topluluğun tek çatı altına toplanması ve aynı ABD de olduğu gibi yeni bir millet oluşturulması gerekmektedir. Bunun Osmanlı içerisindeki Arapların Rumların vb yok olmasına yol açtığı gibi Türk toplumunun da yozlaşıp yok olmasına sebebiyet vereceğini düşünmüştür. Akçura bu fikrinde haklıdır da birçok farklı etnik köken barındıran Osmanlı imparatorluğu gibi çok uluslu bir devletin tüm ulusları birleşip tek çatı altına girip yeni bir millet oluşturmasının zor olmasının yanında, birleştikleri taktirde toplumlardaki yozlaşma ve bu yozlaşma sonucu milletlerin eriyip bitmesi çok sağlıklı bir durumu ortaya çıkarmaz. Bunun yanında diğer toplumlarla beraber Türk milletinin de erimesini göze almak lazım gelir. Yeni bir toplum inşa ederken başka birçok toplumun ve kültürün yok olmasına sebep olmak doğru bir düşünce değildir.

Kosova’da tarım işleri ile uğraşan Hristiyan Sırp ile Arabistan çöllerinde yaşayan bir Müslüman’ı hangi ortak nokta da birleştirip, Osmanlı milleti adı altında yeni bir toplum oluşturulacağını sorgulamıştır[2].

Aynı zamanda Osmanlı’da yaşayan Türk toplulukları da bu duruma karşıydılar. Asırlar boyu hükümdarlık ettikleri milletlerle aynı seviyeye inmek istememişlerdir. Türk olmayan Müslüman tebaa da bu durumu istemiyordu, çünkü her ne kadar Türk olmasalar da yüzyıllar boyu süre gelen haklarından feragat etmek veya o hakları gayrimüslimlerle paylaşmak istememişlerdir. Bu fikriyata karşı çıkan gayrimüslimler bile vardı. Onlarda yüzyıllardır boyunduruk altında yaşadıklarını iddia edip onları buna layık görenlerle aynı toplumun üyesi olmak istememişlerdir. Bu duruma karşı olanlar sadece Osmanlı ülkesinde yaşayanlar değildi. Avrupa ülkeleri ve Rusya politikalarına ters düştüğü için çıkarlarına uymaması sebebiyle bu politikaya karşı çıkacaklardır.

Yazar Osmanlıcılık fikrinin Osmanlı’yı kurtarma yolunda bir fikir olmadığını kanaatini okurlara sunduktan sonra İslamcılık ve Türkçülük akımlarının devletin bekası için çözüm olup olmayacağını sorgulamıştır.

İslamcılık

İslamcılık fikriyatı II. Abdülhamit döneminde ortaya çıkmıştır. Abdülhamid Osmanlı Devleti içerisinde bulunan gayrimüslimlerin, dış kışkırtmalardan etkileneceği ve sözde Osmanlı halkı olduklarının farkında idi. Bunun yanında çıkan bazı isyanlar sonucu farklı politikalar düşünülmeye başlanmıştır. Bu dönemde özellikle Rusya’nın Osmanlı sınırında tampon bölgeler oluşturmak için Balkan uluslarını kışkırtması bu politika değişikliğinde önemli rol oynamıştır. Bu sebeplerden kaynaklı yeni gelişen Osmanlı politikası İslamcılıktır. İslâmcılık, genel olarak sanayi devrimi ile güçlenen ve bu gücü arkasına alan Batının baskı ve zorbalığına karşı İslâm dünyasının harekete geçiş ve kurtuluş yolu olarak tanımlanmaktadır.[3]

Yusuf Akçura ise yazısında İslamcılığı Dünyadaki bütün Müslümanları bir araya getirilerek bir İslam birliği oluşturulması olarak tanımlamaktadır.

Osmanlı Devleti adamları bu politika doğrultusunda önce Osmanlı Devleti içindeki Müslüman halkı daha sonra sınır dışındaki Müslümanları bu politikayı benimsetmek için dini ortak paydada gösterip Müslümanları birleştirmeye çalışmışlardır. Bu politika izlenmesiyle paralel olarak hilafet politikası da öne çıkmaya başlamıştır. Osmanlı daha önceleri hilafet gücünü kullanmıyorken, bu dönemin getirdiği sıkıntılar sonucu böyle bir adım atıldığı şüphesizdir.

II.  Abdülhamit hilafet makamını en uygun şekilde kullanarak İslamcılık politikasını uygulamaya çalışmıştır. Ancak bu dönemde yapılan İslamcılık politikasını yayma faaliyetleri yoğun çabalara rağmen çok fazla destek bulamamıştır. Bunun sebebi Osmanlı’nın İslamcılık politikasını uygularken siyasi bir fayda hedeflemiş olmasıdır.

Yusuf Akçura olumsuzlukların yanında İslamcılığın kolaylaştırıcı taraftarlarının da olduğunu belirtmiştir. Şöyle ki; Müslümanların halife etrafında toplanması toplum için sağlam bir zemin oluşturacağı, din ile devletin bir bütün olarak kabul edilmesi, Kur’an’ın ana kanun niteliği taşıması, Arapçanın din dili, hatta bir dereceye kadar ilim dilinin yerini tutması ve halifenin Müslümanlarca imam kabul edilmesidir [4] Yazar bu makalede hilafetin, kültürün, yaşayış tarzının, Arapçanın ilim ve din dili olmasını kolaylaştırıcı nedenler arasında görmüştür. Ancak bunun yanında Tanzimatın getirdiği toplumsal etkilerin ve İslam dünyasındaki büyük devletlere nüfuz etmiş olan Batı’nın bu politikaya engel olmaya çalışmasını, İslamcılık siyasetinin önünde çok büyük engel teşkil ettiğini söylemektedir. Yusuf Akçuranın bu düşüncesinin doğruluğunu şöyle bir örnek ile gösterebiliriz. Osmanlı Devleti 1914 yılında dünya savaşına girmiş ve Alman devletinin isteği üzerine cihat ilan etmiştir. Ancak cihat çağrısını şöyle dursun, Müslüman devletlerin birçoğu Osmanlı Devleti’ne karşı saf tutmuşlardır. Bu da bize İslamcılık politikasının yanlış olduğunu gösterir nitelik taşımaktadır.

İslamcılık aslında Osmanlının zayıfladığı ve gerilemeye başladığı, Hindistan’ın da yavaş yavaş İngiliz sömürgesi haline gelmeye başladığı 18. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan bir düşünce akımıdır.[5]. İslamcılık politikası kâğıt üzerinde baktığımızda kabul edilmelidir ki güzel düşünülmüş bir politikadır. Ancak uygulanabilirliği açısından problemler teşkil etmiştir. Yusuf Akçuranın bu yazıda bahsetmek istediği de aslında budur.

Türkçülük

Makalenin yazıldığı dönemde Türkçülük fikriyatı yeni yeni oluşmaya başlamıştır. Bunun sebebi de Osmanlıcılık ve İslamcılık politikalarının beklenen ilgiyi bulamaması, Osmanlı aydınlarını yeni bir yol bulmaya itmiştir. Döneminde çok da eleştiri almış olan politika günümüzde de eleştiri almakla birlikte bilinmelidir ki Türk Kurtuluş Savaşı bu politikanın bir ürünüdür. Türkçülük fikrinin eleştiri almasının en büyük sebeplerinden birisi ırka dayalı bir politika olmasıdır. Ancak ırka dayalı politikalar bizim gibi doğu toplumu olan milletlerin daha çok ilgisini çekmekte ve daha fazla taraftar toplamaya adaydır. Bunu günümüzde de görmemiz mümkündür. Şöyle ki vatan millet söz konusu olduğu buhranlı dönemlerde ne kadar görüş ayrılıkları olsa bile Türk milletinin kenetlendiğini görmek, siyasi ideolojilerini bir kenara bıraktığını görmek hiç de zor değildir. Atatürk, Afet İnan’ın yayımladığı “Medeni Bilgiler” adlı eserde millet kavramını; “Millet, dil, kültür ve mefkure birliği ile birbirine bağlı vatandaşların teşkil ettiği bir siyasi ve içtimai heyettir” şeklinde tanımlamıştır. [6]

1908 yılından itibaren Türkçülük düşüncesi genişlemeye başladı. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ahmet Hikmet gibi Türkçü hareketin en aktif üyeleri Selanikte “Genç Kalemler” adlı bir dergi yayımlamışlardır. İstanbul’da ise  “Türk Yurdu”  adında bir dergi yayına başlamış ve “Türk Ocağı” kurulmuştur. Türk Ocakları resmi olarak 25 Mart 1912 yılında kurulmuş olsa da faaliyetleri daha önce başlamıştı. Türk Yurdu dergisi Türk Ocaklarının resmi yayın organı haline gelmiştir.[7] Mehmet Fuat Köprülü’nün Türkoloji araştırmaları adlı eseri ve Halide Edip’in siyasal romanı “Yeni Turan” ile Türkçülüğe bilimsel temeller atılmıştır.  Ziya Gökalp, Atatürk devriminin Türkçülük hareketinin amaçlarının sonuca ermesi olarak görmektedir.[8]

Yusuf Akçura makalesinde Türkçülük akımının getirdiği artı ve eksileri belirtmiş ve tercihi okuyucuya bırakan birtakım sorular bırakmıştır. Bunlardan en önemlisi de İslam mı, Türkçülük mü? Osmanlı Devleti’nin kurtuluş çaresidir. Oysa ki İslam ve Türkçülüğü ayrı gibi göstermek yerine Türk-İslam sentezi yaratılarak hem İslam’ı hem Türklüğü tek çatı altında toplamak o dönemde Osmanlı Devleti için daha iyi bir politika olabilirdi. Yusuf Akçura makalesinde İslamcılık ve Türkçülük arasına kalmış gibi gözükmektedir. Elbette ki ikisinin de eksi yönleri vardır. Ancak bu açıklar Türk-İslam senteziyle kapatılabilirdi.

Türklerin İslamiyet’i kabul etmesinden sonra, tarihin her sahnesinde aynı yolda yürüyen İslamiyet ve Türklüğü birbirinde ayırmak doğru değildir.  Uzun yıllar Türk hamiliğinde yayılmış ve ilerlemiş bir İslamiyet vardır. Avrupa’da Türk demek Müslüman demek, Müslüman demek Türk demek iken bizim kendimizi ayrıştırmamıza gerek yoktur.

Türkçülüğün Asya’dan Avrupa’ya kadar uzanan uçsuz bucaksız coğrafyasını siyasal birlik altına alınması gerektiğini savunan Akçura bu fikrinde biraz imkansızı sunmuştur. Nasıl ki tüm İslam coğrafyasını tek çatı altında toplamak oldukça zor bir iş ise aynı şekilde böylesine geniş bir coğrafyayı tek çatı altında toplamak da bir o kadar zordur. Her ne kadar kültür birliğimiz olsa bile bunu yapmak oldukça zordur. Zaten Yusuf Akçura’nın Türk Birliği düşüncesi anne karnına düşmüş bir ceninden ibaretti.

Akçura yazısında İslamcılık ve Türkçülük arasında kalmış gibi görünüyor olsa bile daha sonra yaptıkları faaliyetler ve diğer kaleme aldığı yazılarında tam manasıyla bir Türk birliği savunucusu olduğunu göstermektedir

Üç Tarz-ı Siyaset isimli makalesinde Türk birliği hakkında yazdıkları ile bu birliğe daha yakın olduğunu anlaşılmaktadır. Ayrıca,  daha sonra “Türk Ocağı”nın kurulmasında ve “Türk Yurdu”  adlı dergide yayımlanan makalelerinde Türk birliğini savunmuştur. Bu sebepten ötürü yabancı yazarlar, Yusuf Akçura’yı Türkçülük anlayışının öncüsü ve lideri olarak anlatmaktadır.[9]

 Değerlendirme ve Sonuç

Osmanlı siyasi hayatında Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük hareketlerini ilk kez Yusuf Akçura ortaya koymamıştır. Ancak bu yazısıyla bu üç fikri sistemsel hale getirmiş olması onun bu makalesini günümüze dek taşımıştır. Daha önceden belli fikir adamlarının bahsettiğini uygulamak istediği bu siyasi düşüncelerin birbiriyle olan farklılıklarını ve benzerliklerini bu makaleyle gözler önüne sermiştir.

Osmanlıcılık fikrine tamamıyla karşı olduğunu gördüğümüz yazar bunun temel sebebi olarak kültür, din, dil, fikir farklılıklarının olduğunu yüzyıllardır süre gelen alışkanlıkların bir kenara bırakılıp yeni bir millet oluşturmanın zorluklarından bahsetmiştir. Aynı zaman da Osmanlı toplumu içerisinde yaşayan gayrimüslim halkın da buna sıcak bakmadığı, Avrupalı Devletler tarafından kışkırtıldığı göz önüne alınırsa yazarın tespitinde haklı olduğunu ve bu fikrin uygulanabilir bir fikir olmadığını aslında tarih bize göstermiştir.

Osmanlıcılık fikri baştan sona yanlışlarla dolu da değildir. Bu fikrin öncelikle yok olmak üzere olan bir devletin kurtarılmasını amaçlandığını da göz ardı etmemek lazımdır. Fikrin sadece uygulanabilirliğinde bir problem vardır. Yüzyıllar boyu Müslüman gayrimüslim diye ayırt edilen bir toplumun tek çatı altında toplanmaya çalışması bana göre bir ütopyadır. Çünkü bunun sadece Müslüman ve gayrimüslim olarak görmemek gerekir. Gayrimüslimler kendi araların da Rum, Ermeni, Slav gibi çeşitli milletlere ayrılırken, Müslümanlarda da Türk, Arap, Şii, Suni gibi (örneğini çoğaltabileceğimiz) ayrımlarda mevcuttur. Böyle bir ortamda iki zıt kutbu Osmanlı milleti adı altında bir araya getirmek çok imkân dahilinde değildir ve zaten başarılı olunamamıştır.

İslamcılığa geldiğimizde ise Yusuf Akçura İslamcılığa karşı çok net tavır koymamakla birlikte İslamcılığın da eksi yönlerini ve artı yönlerini ortaya koymak istediği yazısında birçok hususa değinmiştir. İslam çatısı altında toplanmanın zorluklarından, kültürel farklılıklardan, birçok İslam devletinin Batı devletleri tarafından nüfuz altına alınmasından ve bunun İslamcılığı ne denli etkileyeceğinden bahseden yazısının haklılık payının, Birinci Cihan Harbi sırasında batının nüfuzu altında olan Müslüman toplumlarının, halifenin cihat çağrısına cevap vermeyip aksine Osmanlı’ya karşı savaştığını görmekteyiz.

İslamcılık fikri de yine kötü niyetle ortaya atılmış bir fikir değildir ve Osmanlıcılık fikrinden daha olası bir fikirdir. Ancak bu fikirde de göz ardı edilen nokta Batılı devletlerin buna karşı çıkıp sömürge haline getirdikleri Müslüman coğrafyalarda buna izin vermek istememesi olacaktır ki Osmanlı Devleti’nin buna karşı koyacak gücü de yoktur. Osmanlı Devleti bu zamana kadar kullanmadığı halifelik makamını burada devreye sokmak istemiştir.  Ancak Avrupalı devletlerin himayesinde olan Müslümanlar kendi kararını alabilecek durumda değildir.  Osmanlıya bağlı olan Müslüman devletler de ardı arkası kesilmeyen savaşlarda yorgun düşmüş durumdaydı.

Bu şart ve koşullarda İslamcılık politikası da beklenen ilgiyi görmemiş, yeterince taraftar bulamıştır. Bu fikir daha da sadeleştirerek Türkçülük fikrinin ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Osmanlı’nın kurtuluşu için çare arayan Osmanlı aydınlarının bir diğer fikri de Türkçülüktür. Yusuf Akçura yine makalesinde bu siyasetin artı ve eksi yönlerini ortaya koymaya çalışmıştır. Akçura bu yazıda çok belli etmemiş olsa bile tam bir Türk milliyetçisidir.

Akçura Türkçülük fikrinin, en önemli sorunlarından biri olarak gördüğü konu, Türklüğü unutmuş olmaktır. Yani uzun yıllardır Müslüman bir devlet anlayışı ve Müslüman kültürüyle yola devam etmiş Türk halkının kendi benliğini kendi teşkilatlanma anlayışını uygulamakta zorluk çekebileceğini ve İslamcılığın bu konuda Türkçülüğe göre daha iyi bir konumda olduğunu söylemektedir.

Akçura, islamın Türklere kattığı medeniyetle beraber Türk kültürünün daha da geliştiğini ve Türk toplumlarının bir araya gelip Türk birliği kurması gerektiğini düşünmektedir. Aslında Akçura’nın bu bahsettiği de diğer politikalardan çok farksız da değildir. Ancak baktığımızda o dönemde uygulanabilirliği vardır.  Milliyetçilik duygusu devletler zor duruma düştüğünde, insanların daha çabuk birleşmesine yarayan bir duygudur. Milliyetçilik aslında biraz da insan fıtratında olan bir şey olduğu için insanlara benimsetilmesi daha kolay olabilir. Bunun yanında 1789 Fransız İhtilali ile gelen milliyetçilik akımı neticesinde gelişen milli şuur Osmanlıyı derinden etkilemiştir. Bu milliyetçilik akımını Osmanlı Devleti kendi lehine çevirebilirdi.

Türkçülük akımının tek problemi İslam’ı bu politikaya dahil etmemektir. Çünkü Türklüğü İslamsız,  İslam’ı Türksüz ele almak her zaman eksiklikler doğurur. Asırlar boyu İslam dinine bayraktarlık ve hamilik yapan bir milleti İslamsız düşünmek bu politikanın bir yanlışıdır.

İslamiyet ve Türklük asırlar boyu beraber yükselmiştir. Avrupa da Türk demek Müslüman demek Müslüman demek Türk demektir. İslamiyet için Türk Kabe’dir, Türklük için İslam Tanrı Dağı gibidir.

[1]  Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara,1976, s.20

[2] Yusuf Akçura, “İttihad-ı Anasır Meselesi”, Sırat-ı Müstakim, V/121, 29 Aralık 2010, s.280-283.

[3] Abdullah Gündoğdu, “Türkiye’de İslâmcılık ve Gelenek”, Historia 1923, S: 3, 2017, s. 8.

[4] Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset, s. 56-58

[5] Yağmur Atsız, “Üç Tarz-ı Siyaset ve Bir Arz-ı Kiyaset”, Türkiye Günlüğü, S.31, Kasım-Aralık 1994, s. 85.

[6]  Afet İnan, Medenî Bilgiler ve M. Kemal Atatürk’ün El Yazıları, TTK Yayınlan, Ankara, 1998, s. 18.

[7] Tahir Kodal, “Mustafa Kemal ve Türk Ocakları”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Ensitütüsü Dergisi, Erzurum, 2014, s.297

[8]  Uriel Heyd, “Türk Ulusçuluğunun Temelleri”, Kültür Bakanlığı Başbakanlık Basımevi, Ankara.1979,s45.

[9] Enver Ziya Karal, “Önsöz”, Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyâset, 2. baskı, TTK Yayınları, Ankara, 1987,  s.17.

Gökhan Doğan

Yakınçağ Tarihi Bilim Uzmanı

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. “Çünkü Türklüğü İslamsız, İslam’ı Türksüz ele almak her zaman eksiklikler doğurur. Asırlar boyu İslam dinine bayraktarlık ve hamilik yapan bir milleti İslamsız düşünmek bu politikanın bir yanlışıdır”
    çok dogru bir yere değinmişsiniz hocam 👍

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu